Ben nasıl büyük adam olucam
Behlül Boztepe. Söyleyecek çok şey var ve ne kadar az zaman.
https://www.twitter.com/BehlulBoztepe
Behlül Boztepe. Söyleyecek çok şey var ve ne kadar az zaman.
https://www.twitter.com/BehlulBoztepe
Eskiden yazdığım şeyleri okumayı o kadar çok seviyorum ki anlatamam. O yazıyı yazdığım an geliyor gözlerimin önüne ister istemez gülümsüyorum. 1 yıl önce yazdıklarıma bakındım şöyle bir, yanlış saymadıysam 17 tanesi “artık vazgeçeceğim ondan, toparlanma kendine gelme vakti geldi” falan tarzı yazılar. Şaka yapıyorum tabiki oturup saymadım ama oldukça fazlaydı. En çok da buna güldüm. Ne uzun sürmüş. Sürekli yazmışım ama bir türlü gerçekleştirememişim. Bir şey daha farkettim. Ama bunu söylemeyeceğim.
Bazen durduk yere arkadaşlarımdan birinin, annemin, babamın falan öldüğünü hayal edip üzülüyorum, hatta azcık ağlıyorum lan. Geri zekalı mıyım neyim.
Neyse. Kuğu diye bir şarkı var. Güzel şarkı.
Bende kendi ölümümü düşünüp ağlıyorum.
Aynı şeyi dün tekrar düşündüm. Hep içimde var olan bir istek var; gitmek. Nereye olursa, dönmemek üzere, yorulana kadar. Birbirimize destek olacağımız birisiyle. Uzun bir yolculuktan söz ediyorum, tek başına oldukça zor bunu kaldırabilmek. Her şeyi geride bırakıp gidebildiğimiz yere kadar gitmek. Yeni yerler, yeni insanlar tanımak.
Cebinde yüklü bir miktarda parayla gitmekten bahsetmiyorum, bakkala gidip gelecekmiş gibi çıkıp, gelmemekten bahsediyorum. Sersefil oluruz belki. Ama bir şekilde doyar karnımız, bir şekilde bakarız birbirimize. Ölmeyiz. Buluruz bir yolunu.
Evet, sadece bir hayal belki ama çok bunaldığımda bunu düşünüyorum. Sizin aklınıza da gelmiyor mu böyle şeyler?
Gece bir film izledim. 1 buçuk gibi bitti. Ama ben nasıl ağlıyorum anlatamam. Ağlayınca çok daha çirkin oluyorum. Ve bir erkeğe göre kolay ağlarım. Ama hep yalnızken ağlarım. Ve çok ağlarım. Baya ağladım. Film bitti bu sefer kendim için ağladım. Dua ettim. Hem uyumuşum sonra. Sabah okula gitmeyi düşünüyordum. Ama nasıl bir uyku hali vardıysa üzerimde babam saatlerce uğraştı kalkamadım. Sonra zor bela kalktım azcık çay içip yine uyudum. Babam odamın camını açmış. Biri boya mı ne yapmış. Şimdi fark ediyorum odam tiner kokuyor. Uykuma sebep olmuş olabilir mi acaba? Resmen uyanmak isteyip uyanamadım ya. Demek ki okula gitmemeliymişim. Ama bu uykuyu da hiç sevmedim.
Bugün bir şey farkettim. Kendini kontrol edemeyip, yanlış karar veren, üstelik o an kendini haklı görüp çıkışan insan daha sonrasında o kadar mahçup davranıyor ki acınası gerçekten.
İlkokul müdürümle konuştum bugün ehliyet için, adam “Sen o kadar büyüdün mü be Behlül’üm” dedi. Böyle bir an gözümün önünden geçiverdi her şey. Hüzünlendim doğrusu.
Bir şey daha. İnsan ilgiye o kadar aç ki aslında, böyle sürekli ilgi göster birisine sonra birden bırak ilgi göstermeyi…
Bizim park dediğimiz bir park var. Kadirle sürekli gideriz. Küçük, sakin hoş bir park. Lanet dershaneden sonra oraya gittim, en sakin köşesine geçtim ağacın altında cimenlere uzandım. Hafif rüzgar esiyordu. Ağacın yaprakları arasından güneş ışınları geçmeye çalışıyordu. O kadar hoştu ki. Harika da bir hava vardı şansıma. Az kalsın uyuyordum. Sonra dönerken her defasında yüzü gülen insan gördüğümde yüzüm biraz daha güldü.
Güzeldi tavsiye ederim. Havalar henüz çok ısınmadan, hafif rüzgarlı şu güzel günlerde çimenlere uzanın gökyüzünü seyredin.
Yeşilköy Anadolu Lisesi serüveni de sonunda sona erdi. Güzel bir final oldu bugün. Çok güzel insanlar tanımama sebep olsa bile bu dört senemi mahvettiği gerçeğini değiştirmiyor.Öyle ya da böyle bitti. Ve Aykut’un da dediği gibi “Amk Liselisi değiliz artık”. Ama şu an garip hissediyorum. Bir şeyler eksik gibi. “Bak ne oldu şimdi?”lik bir hal. Ya da sadece yorgunum. Bu kadar.
Duygularımıza yenildiğimiz yetmiyormuş gibi bir de utanmadan sanala hapsediyorduk hislerimizi. Sanaldan medet umuyorduk, sanaldan kavga ediyor, sanaldan seviyorduk. Sanaldan yapılan siyasetle düzeni değiştiriyorduk. Bacak arasındaki bekaret kemerine sıkı sıkıya bağlanmış onlarca dişi ,bir seks…
Lord Henry, “Yaz günleri böyledir. Oldukça uzun sürer, Basil,” diye mırıldandı. “Belki ondan önce bıkacasın bu işten. Düşünmesi bile üzüntü veriyor ama dehanın güzellikten uzun sürdüğü kesin. Bu da kendimizi niye böyle aşırı eğitilmeye verdiğimizi açıklıyor. Var olmak için gösterdiğimiz çabada dayanıklı bir şeyimiz olsun istiyoruz; onun için de dünyadaki yerimizi sağlamlaştırma umuduyla, her türlü veriyle dolduruyoruz. Kafası her türden bilgiyle yüklü insan; işte günümüzün ideali şimdi bu oldu. Kafası her türlü bilgiyle yüklü insan ise çekilmez bir şey. Böyle birisi, her türden ıvır zıvırın bulunduğu bir dükkâna benziyor: Çirkin eşyalarla dolu ve her şey toz içinde ve her şeyin fiyatı değerinin üstünde belirlenmiş. Yine de sanıyorum, önce sen bunlardan bıkacaksın. Bir gün bakacaksın arkadaşına, çizgileri biraz bozuk görünecek ya da renk tonunu haif bulacaksın. Gönlünün derinliklerinde onu çok ağır suçlayacaksın ve ciddi ciddi sana kötü davrandığını düşüneceksin. Daha sonraki gelişinde, ona karşı soğuk ve ilgisiz olacaksın. Çok yazık ama bu seni değiştirecek. Bana şu anlattıkların gerçek bir aşk serüveni, bir sanatsal aşk serüveni de denebilir ve her türlü aşkın en kötü yanı, bittiğinde kişiyi aşktan soğutmasıdır.”
“Harry, böyle konuşma. Ben hayatta oldukça, Donan Gray’in kişiliği beni etkileyecek. Sen benim duyduklarımı duyumsayamazsın. Sen çok sık değişiyorsun.”
“Aaa, sevgili Basil, zaten onun için senin duygularını duyumsayabilirim. Sevgilisine sadık olanlar aşkın yalnızca bir yönünü bilirler; asıl sadık olmayanlar bilir aşkın acılarını.” Sonra Lord Henry, güzel bir sigara tabakasından bir sigara yaktı. Sanki tüm yaşamı bir tümcede özetlemiş gibi kendinden emin ve rahat bir tavırla sigarasını içmeye koyuldu.
Dorian Gray’in Portresi - Oscar Wilde